3 Haziran 2011 Cuma

Bebelere Masal


bir kız vardı... miniminnacık bir kız.. miniminnacıklığı kullara destan, o derece... hatta bazen düşünüyordu, acaba ben parmak kız olabilir miyim diye... ama daha sonra "ulen sapır supur zöngürdeme onlar ancak öykülerde olur" deyip kendini telkin ediyordu... telkin etmeyi çok karizmatik bulduğu için konuşmalarında kullanmayı seviyordu, bir parça karizmatik olma umuduyla.. ama kendisi daha çok ipek ongun kitaplarının kahramanı serra ya benziyordu... kahraman da bu ara onun için anlam kazanmaya başlamıştı ama ne yeriydi ne de zamanı, muhtemelen de hiç yeri, zamanı olmayacaktı... fazla üstünde durmadı... hepimizin yüksek aykümuzla anlayacağı gibi bu kızceğiz beynam ormanlarına babaannesine bıravni götürmek için yollara düşmüştü... lümpen lümpen börek götürecek değildi... haliyle, bahçelievler 4. caddedeki hepi deyzden -muhtemelen fena kazıklanarak- elleriyle aldığı bıravnisini babaannesine götürecekti... el çabukluğuyla aldığı bıravnisiyle salına salına milli kütüphane nin önüne geldi ve melih gökçek in el değmeden hazırladığı ego ya bindi, şoföre 5 dakikadır bekliyorum tam 45 dakika oldu hala gelmediniz diye çemkirmeyi ihmal etmedi, pamuk prenses... evet parmak kız yolda evrim geçirmiş, birtakım mutasyonlara uğramış ve pamuk prenses olmuştu... evrim diye bir şey yok diye gülen islamcı bebelere resus makak maymunundan alınan kanın insana uyumu ve kanın çökelmesiyle ilgili bilimsel gerçeklerden bahsetti ve insanların maymunlarla biyolojik akraba olduğunu söyledi çok halt biliyormuşcasına... hızla boş bulduğu koltuğa neticesini bırakan kırmızı başlıklı kız derin düşüncelere daldı... hatta kafasında bir akp ampulu yandı ve edisonmuşçasına gözlerini kırpıştırdı... fikri gelmişti... yıl olmuş 2010 du ve hala babaannesi ormanda oturuyordu, manyak mıydı bu kadın, huzurevi bile ormanda yaşamaktan daha akıllıcaydı... hem de beynam ormanları... alt yapısı bile yok dedi usulca... acaba oyunu bu sefer kılıçdaroğluna mı verseydi, ya da mhp ye oy vermeliydi hem belki yeni çıkan kasetlerinin klibini beynam ormanlarında çekerler ve beynam ormanları gündem olurdu, arsaları değerlenirdi... düşünceler kafasını kurcalamış, iyiden iyiye saçları karışmıştı... acaba örtünsem mi diye düşündü başörtülü olunca tüm kapılar açılıyor diyorlardı popolarından zeka fışkıran kemalist kızlar... doğru muydu bütün bunlar? hem böylece kainatın şifrelerini alır günahlarının kefaretini öderdi, fena mı olurdu... o bu düşünceler içerisindeyken ve otobüs kepekliye yukarı çıkarken dışarda süpernovalar çarpıştı, bilimsel gelişmeler oldu... sonra odanın kapısı açıldı ve parmak kızın annesi odaya girdi daha yatmadın mı? akşam yatmazsınız sabah kalkmazsınız hatasözünü kullandı en pombik haliyle... atasözü değil hatasözüydü.. çünkü akşam yatılmazdı, gece bile yatılmazdı, yeni nesil insomnia olmuştu... dünyadan bir haberdi... parmak kız birden dehşete düştü, şimşekler çaktı, hakkaten üşütük müydü? bu saatte bu dandikos ve kaplumbağa hızı bilgisayarda öykü mü yetiştiriyordu yani... servisten dönmeyen bilgisayarı için allah a dua etti çabuk iyileşsin diye... kandil kandil, vatan bilgisayara da lanet okuduktan sonra derin bir uykuya dalmadı çünkü kafayı üşütüktü ama en çok ayakları üşütüktü... su kaynayınca gökten üç kahve düştü ve hepsini kendi hüpürdetti...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Eti puf'un canına kasdetmek....


Hiçbir zaman eti pufu buradan açınız yazan yerden açamazsınız.Çok uğraşırsınız onun canını yakmadan açayım ama olmaz.Ne kadar dikkatli davranırsanız davranın,elinizde kalan minicik gümüş bir parçayla ablak ablak bakarsınız.Ve eti puf hınzırca gülümser size,o paketin içinden.Bedeli ne olursa olsun çıkaracagım seni ordan dersiniz hadsizce.Ve eliniz uzanır çekmeceye ansızın...Çekmecede sessizce duran meyve bıçağı, bakışıyla size yardım edebileceginin sinyalini vermiştir bir kere.Hemen davranırsınız meyve bıcagına ve hunharca parçalarsınız paketi,olmuştur işte eti puf tüm zerafetiyle ellerinizdedir.Hiç düşünmezsiniz ve zafer sarhoşluğuyla ağzınıza götürüp,orada yutarsınız bir çırpıda onu.Peki ya eti puf un hayalleri umutları...




......devam edecek.....

14 Kasım 2009 Cumartesi

Migrenim ve Ben


Güzel bir sürpriz...İlişkimiz böyle başlamıştı.Tatlı tatlı minik ağrılarla dikkatimi çekmeyi başarmıştı.Aslında güzel başlamıştı beraberliğimiz...Önceleri önemsemez görünmeyi seçmiştim.Bilmiyorum belki hızlı ilerlesin istemiyordum,düzeyli bir ilişki hayalleri kuruyordum onunla.Ama o ısrar ediyordu ne bileyim belkide kesinleşsin istiyordu bişeyler,hayatımda olmak onun için önemliydi.Bişeylerin adını koymak istiyordu.Bense ağırdan alıyordum.Onun gelip beynime yer etmesine henüz hazır değildim.Ama o buna karar vermişti bir kere...Belli ki dizginleyemiyordu kendini...Artık kaçacak bir yerim kalmamıştı,yine de son bir umutla doktoru ilişkimize dahil ettim, belki dışardan birinin ilişkimize müdahale etmesi gerekiyordu, bilemiyorum.Bir sorun vardı...Ve ben bunun neden kaynaklandığını bilmiyordum...Doktor ikimizede iyi gelmişti.Bazı yasaklar koydu...Yüksek ses,gürültülü ortamlar,asitli içecekler bize zarar veriyordu....Şimdi ilişkimiz de sorun yok...Bazen tartışmalarımız ,gerginliklerimiz oluyor,fakat artık birbirimizle yaşamayı öğrendik....Mutluyuz....

28 Ağustos 2009 Cuma

Esaslı bir osman konuk şiiri

iyiydik. penyelere inanıyorduk
doğum günü şarkılarına, pastalara ve mumu üfleyen kişiye
iy ki doğmuş olmanın neşeli gerekliliğine
kimyaya, ölçü ve tartı aletlerine inanıyorduk
adı fatma, fatma'ya hemen inanıyorduk
sergio leona'ya, elektrik enerjisine
adı ali, ali'ye niçin inanmayalım iyiydik

ikinci tokatları kültürel fark kuramıyla açıklıyorduk
birincisi doğaçlamaydı zaten
üçüncü tokat ama insan haklarına aykırı
insan haklarına inanıyorduk
jonh locke'a ve john wayne'e
bir yerden bir yere gitmeye inanıyorduk
montlara, pamuk tarlalarına, virginia tütününe

ölülerin yönetimindeki dirilerin savaşına
ama en çok penyelere
"lili marlen şarkısı ne kederlidir"
aldık, kabul ettik; çok kederlidir
buralarda bir yerdeydi, ona da inanıyorduk
her neydiyse zaten şüphe yok inanmamıza
el kameralarına, merhamete… reno toros'a
nerdeyse iman edecektik üretimden kalkmasa

iyiydik
penyelere inanıyorduk. monogamiye ve sürprizlere
sürpriz diyen bir ağzın kibirli büzülüşüne
bikini adasına ve bahçıvan pantolonlara
kremlere ve troçki,'nin dürüst biri olduğuna nedense
kiraz zamanına, tanpınar' a
istanbul dünya başkentidir cümlesine ve kepekli pirince

kayıp kardeşlere, ölü dillere, mühendislere
kayıp kardeş fikrinde kulağa hoş gelen bir şey yok mu
jodie foster'a ; hep beraber
elmalılı tefsirine, bir kısmımız
çok azımız karabaş tecvidine

terlemeye, rutubete, madonna'ya
vatan değerli bir arsadır, millî emlakçılara
devlet demiryollarına ve halkın karayollarına
çift güllü yasin kitaplarına
mor beyaz afyon çiçeklerine değil ama
bir daha: çift güllü yasin kitaplarına

kendine iyi bak dileklerine; görüşürüz
niye görüşeceksek
şadırvanlara, antik dünyaya; roma ve üç kıtaya
sözleşmelere ve sosyal sigortalara
yerlere tükürmemeye
-göklere tükürebilirsiniz-
israiloğulları israilkızlarını öldürürken
iyiydik, penyelere inanıyorduk ...

5 Temmuz 2009 Pazar

Piştiii :)


En şık kıyafeti bulmak için ayaklarına kara sular inene kadar dolaşmışsındır,dünya paraları sırf en şık olmak için harcamışsındır.Ve o gece gelir ,son hazırlıklar tamamlanır.Kendine ve muhtemelen elbisene güveninle kuğu gibi süzülerek içeri girersin,bütün gözler sana çevrilir,bir tebessümle beraber,bunu tabikide bekliyosundur,zaten şık olabilmek için çok vakit harcamıştın.Bu övgü dolu bakışları çoktan hakettin.Ve oda ne!!!!! Kendini aynada görür gibi olursun.O anda farkedersinki senden bi tane daha var.Piştiiii.Tüm o bakışlar şıklığın için değildi.Zaten sandığın gülücüklerde,tebessüm değildi,pişti olduğunu görenlerin hınzır sırıtışlarıydı:) Artık anlamışsındırki o gece sana zehir olacaktır.Tamam üzülme sen daha asil duruyosun,hem zaten baksana o şişman,sende durduğu kadarda güzel durmamış elbise :) Kendine yapılan bu gibi telkinlerle biter gider gece:) İşte bu kadar önemlidir bizim için pişti olmak,kadınların en büyük korkusudur... Korktuğu başına gelen ünlü kadınların fotoğraflarını yayınlayacağım şimdi.Bu fotoğraflara bakarken düşündümki aslında her kıyafet içindeki insana göre şekil alıyor.Kıyafeti taşımak gibi bir deyişin olmasıda bu yüzden.Üzerindeki kıyafet çok pahalı,çok iyi bi marka,çok moda yada herkese göre çok şık olabilir fakat sen eğer onun içinde kendini gerçekten güzel hissetmiyorsan bu enerjiyi karşı tarafa da geçireksin ve rüküş görüneceksindir.Bence o günki ruh halin bile giydiğin kıyafetle uygun olmalı.Karamsar bi ruh hali içersindeysen koyu renkleri daha iyi taşıyorsun,yada çok enerjiksen turuncuyu,sarıyı,yeşili kendinle özdeşleştirebilirsin gibi geliyor.Giyinmek bir sanat olsa gerek:) Sözü çok uzattım,işte korktuğu başına gelen ve pişti olan ünlüler...



1 Mayıs 2009 Cuma

John Galliano Döktürmüş Yine:))

Başlıktan da anlaşılacağı gibi John Galliano'ya hayranım,zaten ona hayran olmamak için deli olmak gerek:) Beni yine büyülemeyi başardı..
muhteşem tasarımlara geçelim;
John Galliano for Christian Dior springsummer 2009 haute couture collection show in Paris